

|
Hakkari’nin Yöresel Özellikleri
|
|
SOSYAL YAPI Sosyal yapı,yöreden yöreye,tarihi, coğrafi, ekonomik yapı ve eğitim durumuna bağlı olarak farklıklar gösterir. Yöremiz M.Ö. 700 yıllarına uzanan tarihi geçmesine rağmen coğrafi yapısından kaynaklanan başka kültürlerle ciddi bir alış verişi olmayan kendine kapanık bir sosyal yapı görüntüsü vermektedir. İl topraklarının büyük bir kısmının bozkır ve dağlarla kaplı olması, dağlarında yükseltilerinin fazla olması yöre insanini ekonomik bakımdan hayvancılığa bağımlı hale getirmiştir. Tarıma elverişli kültür arazisinin azlığı, iklimin karasal olması da bunda önemli rol oynamıştır. Bunun tabii sonucu olarak yöre halkı sabit ve toplu yerleşme yerine bağlı kalmamış, hayvanlarını otlamak için yari göçebe hayati diğer bir değişle hayvancılık eksenli bir hayati yasamak zorunda kalmıştır. Eğitim ve ulaşım hizmetlerinin yetersizliği yukarıdaki olumsuzluklara eklenince ; Türkiye’nin diğer yörelerinden farklı, mesken durumundan, zoma yaşantısına,evlenme adetlerinden doğum ve ölüm adetlerine aile yapısından aşiretsel yapıya, mahalli kıyafetlerden beslenme çeşitlerine kadar alışılmadık bir sosyal yapı profili çıkıyor karşımıza Bu sosyal yapı içerisinde çok otantik güzellikler bulunur. AİLE YAPISI Aile yapısı değişik kuşakların birlikte oturduğu üretim ve tüketim birliği ve ortak yapı mülkiyet taşıyan bir çeşit aile yapısıdır. Aile büyük anne ve büyük babanın otoritesi altındadır. Büyük anne, büyük baba, erkek çocukları,onlarin esleri ve çocukları yani üç neslin ayni çatı altında yasadığı geniş aile biçimidir. Tarım ve hayvancılıkla özdeşlesen bu aile tipi yerine fertlerin ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları istikametinde anne, anne baba ve çocuklarından oluşan çekirdek aile tipine devretmektedir. Anne-baba evine bitişik konutuna yakın bir ev açarak yasarlar. AŞİRET YAPISI Toplumsal yapı içerisinde hakim olan aşiret, ferdi ilişkilerin yanında grup ilişkilerinin’ de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aşiret bağı kimi zaman aileleri hatta köy sınırlarını asarak toplumsal gruplaşmayı sağlayan bir bağ oluşturmaktadır. Aşiret içindeki aileler mensubiyet duygusuyla kendilerini aşirete bağlı hissederler. Aşiret kavramı ayni soydan gelme inancı ile kurulmuştur. ilimiz sosyoekonomik yapısı, yardımlaşma ve dayanışmayı gerektirdiği için ,zaman içinde ayni insanları bir arada tutma, birbirini koruyup kollama zorunluluğunu getirmiştir. Her aşireti büyütülmüş bir aile profiline benzetebiliriz. Her aşiretin bir soy ağacı vardır. Aşiretin basında “ ağa “ denilen aşiretin ileri gelenlerinden biri bulunur. Aşiret fertleri üzerinde mutlak yetkiye sahiptir. Aşiret fertleri arasında herhangi bir anlaşmazlık olduğunda ağanın hakemliğine başvurulur. Ağa hem kendi aşiret fertleri hem de başka aşiret fertleri nezdinde saygın bir yere sahiptir. Yörede iki belli baslı aşiret vardır biri Ertuşi digeri Pinyanisidir.
DOĞUM VE SÜNNET ADETLERİ Doğum hayata atılan ilk adimdir. Her doğum ailenin akrabaların ve soyun sayısını artırır. Akraba ilişkilerinin çok siki olduğu ve aşiretsel yapının egemen olduğu ilimizde sayı artışı çok önemlidir. Bu nedenle her aile mutlak çocuk sahibi olma arzusu taşır. Ailelerin çok çocuklu olması bunun en güzel belirtisidir. Her anne babanın en büyük arzusu erkek çocuklarının olmasıdır. Erkek çocuğu olmayan aileler bu arzularını gerçekleştirmek için birden çok evlilik yapabilirler. Bunda ‘baba soyunun devam etmesi ‘ düşüncesi yatar. Kısmen de ‘hayvan gütme bağ, bahçe islerinde babaya yardim etme baba yaslanınca da ona bakma ‘ fikri yatar. Çocuğu olmayan aileler, çocukları olsun diye türbelere yatırlara gider adak adarlar. Halk arasında ‘kari koca ilacı’ denilen ilaçlar kullanılır. Doğu köy yerinde yaslı kadınlar nezaretinde gerçekleştirilmekle birlikte doğum evlerinde de gerçekleştirenler vardır. Doğum işaretlerinin başlamasıyla beraber doğum kolay olsun diye cami damındaki lor tas denilen silindir seklindeki tas dikine kaldırılır. Doğum sonrasında aile ve akrabalar çocuğu ve anneyi ziyarete gelirler. Geldiklerinde ‘pirsiyar ‘ denilen hediyeler getirilir. Doğum evinde bankut da denilen (dam dövme ) denilen haşlanmış buğday, nohut kuru üzüm ve ceviz içi karışımından oluşan eğlencelik yiyecek istenir. Evin damına çıkılır ve hediye verilinceye dek dama vurulur. Doğum sonrası kırkı çıkıncaya kadar anne ve bebek, cin ve al basmasına karşı yalnız bırakılmaz bununla birlikte yatağın etrafı kalın iple çevrilir. Lohusallik döneminde anne ya hiç dışarı çıkmaz yada dışarı çıkınca biri eslik eder. Ayni günlerde doğum yapan kadınlar saçları karışmasın diye birbirine iğne vererek görüşebilir. Bebeğin kesilen göbek bağı yastığın içine konur bu şekilde çocuğun uyuyacağına inanılır. Kimi zamanda cami duvarına konur. Bu şekilde de okumuş adam olacağına inanılır. Çocuğa ad konulurken ailede ölmüş birinin adı verilir. O ad yaşatılmaya çalışılır. Ayrıca çocuğun doğduğu ay ve gün belirli ay ve gün ise o ad ve gün ile adlandırılır. Bunların dışında peygamber isimleri Allah'in sıfatları ve dini büyükleri isimleri ile de adlandırılabilirler. Bebek beşikte yatırılır. Erkek çocuk çoğu zaman doğar doğmaz sünnet ettirilir. Sünnetler çok sade çoğu zaman sesiz sedasız yapılır. ERKEK ELBİSELERİ Hakkari ve çevresinin kendine has elbiseleri vardır. Bunlarin başında “seli sepik” gelir. Seli sepik en iyi cins yönden yapılmış desenli ve renkli elbiselerdir. Tiyar işi ve Şırnak işi diye tanımlanan seli sepikler çevrede dokunmaktadır. Bu elbiselerden daha çok Hakkari ilinin güney ve batı kesiminde daha çok dokunmaktadır.il merkezinde ve diğer yerlerde özel günlerinde pek giyilmemektedir. Seli sepiklerin üstüne şaldan (kusak) kuzu yönünden yapılmış “kerik” denilen kolsuz cepkenler giyilir, iç giysi olarak ta renkli kadife veya basma gömlek , hassadan yapılmış uzun külot giyilir. Gömlek kollarında “levendi” denilen parçalar sarkıtılır. Levendiler bilek üstüne sarılır. İş yaparken de düğümlenerek boyun arkasına atılır. Oyun oynanırken de aşağıya doğru sarkıtılır. Baslık olarak ta bir çeşit sarık bağlanır. “cemadani” denilen büyükçe mendil bu sarığa usulca bağlanır. Ayaklarda yün sas denilen çorap gibi püsküllü, desenli tuzluklar giyilir. Ayakkabı olarak ta kışın keçi kılından yapılmış “resik” yazın tabanı lastik kenarları örme yünden yapılmış bir çeşit pabuç giyilir. ÖLÜMLE İLGİLİ ADETLER Cuma gecesi ile mübarek gün ve gecelerde, ölenin iyi kul olduğuna inanılır ve bu gece veya günün bitimine kadar kabir azabına uğramayacağına inanılır. Ölü, İslam inançlarına göre yıkanarak kefenlenir ve cenaze namazı kılınır. Cenaze namazı ölünün evinde olduğu gibi cami veya kabristanda da kılınabilir. Cenaze il ve ilçe merkezlerinde tabutla gömüldüğü gibi tabutsuzda gömülebilir. Köy yerinde tabutsuz gömme yaygındır. Cenazeyi bekletme gibi bir adet yoktur ayni gün içinde defin edilmeye gayret edilir. Bir yanda ölü yıkanırken diğer yanda mezarı kazınır ve defne hazır hale getirilir. Yörede “mezar kazıcıları “ diye bir tabir yoktur. Mezar kazma işine cenazenin yakınları ve hayırseverler katılır. Ölü öldüğünde cami minaresinde sala verilerek duyurulur. Ölü mezarlığın uzaklığına göre ya yakınlarının omuzlarında yada cenaze arabasıyla mezarlığa götürülür. Okunan yasin ve dualarla kabre konulur. Ölüye son görev olarak herkes ölünün üzerine birkaç kürek toprak sermek için birbiri ile yarışır. Kürekler elden ele değişirken yere bırakılır, diğer kişi yerden kaldırıp toprak atar. Mezar toprakla kapatıldıktan sonra “talk in” okunur. Ölünün maddi durumu iyi ise başına bir çadır kurulur. Bu çadırda Cuma günün aksamına kadar hatimler indirilir. Üç gün süreyle her gün ikindi namazına müteakip mezar ziyaret edilerek yasin ve dualar okunur. Ölü evinde üç gün buyunca yas tutulur. Yas buyunca ölü yakıları akrabaları tarafında davet edilirler. Bu davetler her öğün bir evde olacak şekilde düzenlenir. Taziyelerini bildirmek isteyenler erkeklerin bulunduğu eve giderek taziyelerini iletirler. Kadınlarda cenaze evine giderek taziyelerini kadınlara bildirirler. Kadınlara taziyeye sadece yaslı kadınların gitmesi adettir. Taziyede önce bir fatiha okunur, sonrada ölü yakınlarına başsağlığı ve sabır dilekleri iletilir. Başsağlığı fazla katılımla gerçekleştiği için fazla izdihama sebep vermemek için ziyaretler kısa sürer. Şerbet içildikten sonra tekrar fatiha okunur sabır ve metanet dilekleri ile müsaade alınarak kalkılır. Yas süresince ölünün yakınları taziyede oturarak gelen taziyeleri kabul ederler. Bu zaman zarfında erkekler sakal tıraşı olmazlar. Kadınlar da ölüm anında üzerlerinde bulunan elbise ile dururlar, elbiselerini değiştirmezler... Vakit yemekleri için yakın komşu evlerden yapılıp getirilirken erkeklere davetli oldukları evde ikram edilir. Hafta dolduğunda ise cenaze evinde kurban kesilerek bir kısmı yemek yapılarak cenaze ve taziyeye katılarak ikram edilir, bir kısmi da konu komşuya dağıtılır. Bu ölmüşlerini hayırla yad etmek ve onlar için hayır anlamına gelir bunun dışında Cuma aksamı ve mübarek günlerde kabri ziyaret edilir, yasinler ve dualar okunur sadakalar dağıtılır ve kırk gün dolunca da kazanlar dolusu un helvası yapılarak ekmekle birlikte bütün konu komşulara dağıtılır.
TÜRBE ZİYARETLERİ Hakkari de türbe ziyaretleri halkın yaşantısında büyük yer tutar. Günlük yasam içerisinde lüzum görüldükçe ziyaretler gerçekleştirilebildiği gibi yılın belli bir bölümünde gerçekleştirilen umumi ziyaretlerde vardır. Ziyaretler kimi zaman ruhi ve amansız bir hastalığı olanın şifa bulması düşüncesiyle kimi zaman değişik dua ve dileklerde bulunmak gayesiyle yapılır. Ziyaret esnasında türbede yatanın ruhuna fatiha ve kurandan sureler okunur. Ziyaretçiler yatır hürmetine dua ve dileklerinin kabulünü yüce Allah’tan dilerler. Yatırın hayrına adak keserek dağıtılır yada hayır denilen bisküvi gibi tüketim maddeleri dağıtılır. Umumi ziyaretler her yılın yerel takvimle “nivi timeh” (28 temmuz) denilen güne rast gelen gün gerçekleştirilir. bu ziyaretler diğer ziyaretlerden farklı olarak bir piknik ve şenlik havasında yapılır. Türbe ziyaretlerine uzak köylerden ve yerleşme mahallelerinden de yogun bir katilim olur.Ziyaret sırasında mum yakılması görülmemekle birlikte, bez bağlama dilek taşı yapıştırma gibi inançlar da mevcuttur.
MEVLİT ADETLERİ İlimizde mevlit töreni niyetinden yapılışına kadar diğer yörelerimizden farklı bir özellik gösterir. Düzenlenen mevlitler perşembeyi cumaya bağlayan gece veya diğer mübarek kandil gecelerine denk getirilerek yapılmaya çalışılır.Mevlit Hakkâri’de sosyal hayatin bir parçası haline gelmiştir. İlde mevlit törenleri “mevlit daveti” veya “mevlit yemeği” adıyla da bilinmektedir. Böyle bilinmesinin sebebi mevlitlerin cami yerine evlerde yapılması, yemekli olması ve davet üzerine katılmasıdır. Önemli bir gün anısından çok daha önce tutulan bir niyete dayanılarak yapılan adak üzerine yapılır. Herhangi bir niyetin gerçekleşmesi için düzenlenen mevlitler yukarıda da bahis edildiği gibi mübarek bir geceye denk getirilir. Mevlidi düzenleyen kişi gündüz konu komşularını davet eder, davete icabet eden davetlilere önce yemek ikram edilir sonra da mevlit mahalle veya köy imamı tarafından okunur. Bu esnada mevlit okunan odanın ortasına da mevlit bitiminde misafirlere ikram edilmek özere, şerbet, tepsiler içinde ceviz, şekerleme, kuru üzüm, bisküvi,mevlitlik çerezler ile pirinç ,tuz vb. gıda maddeleri konur. Buhur da tüttürülerek odanın buhur kokusuyla süslenmeni sağlanır. Mevlit bitiminde şerbetler ve mevlitlik çerezler dağıtılır. Çay ikramından sonra da davetliler “Allah kabul etsin” niyazında bulunarak dağılırlar.
ASKERE UĞURLAMA Askere gidecek asker adayları gidişe yakın konu komşuları tarafından davet edilir, yemek ikram edilir. Son gece asker evinde toplanır. Askerlik hatıraları anlatılır. Asker adaylarına moral ve cesaret vermeye çalışılır. Ertesi gün de yolcu etmeye çalışılır. Halaylar tutulur, askere yakın akrabaları tarafından harçlık verilir.
HAC MEVSİMİ Hacca gidecekler törenle uğurlanır hacdan dönenler ziyaret edilir, elleri öpülür, hacılarda hacdan getirdikleri tesbih, takke, misvak vb.. hediyeler takdim eder.
İMECE Buğday ve ot biçmede, ev ve bina inşalarında köylüler hep birlikte birbirlerinin yardımına koşarlar. Darda kalanı dardan kurtarmak için birlik ve beraberlik içerisinde birbirlerine yardim ederler. Yörede halk dilinde buna “zibare” denir.
KOMŞULUK Komşuluk ilişkileri karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma esasına dayanır. Komşular acı-tatli günlerinde birbirlerini arayıp sorarlar.Bunların dışında normal günlerde de birbirlerini karşılıklı olarak ziyaret ederler. “komsuda pişer bize de düşer” deyimi en güzel burada karşılık bulmuştur. Komşular pişirdikleri sıcak aşları birbirlerine gönderirler. Kap iade edilirken boş iade edilmez, değişik bir yiyecekle iade ederler. Evde acilen ihtiyaç edilen herhangi bir şeyi komşularından istemeye çekinmezler. Yeni gelen komşulara hoş geldine gidilir.Konu-komşu hastalanmışsa ziyaretlerine gidilir.gidilirken eli bos gidilmez. Ya yiyeceği bir yemek yapılarak götürülür yada hediyelik seker ve meyve götürülür. Hastaya ve yakınlarına geçmiş olsun dileklerinde bulunulur.
SOFRA ADABI Sofralar oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Hazırlanan yemekler tek tek değil de tümünü bir arada sofraya getirilir ve isteyen istediği yemekten yer. Masada yemek yeme alışkanlığı görülmemektedir. Yemek, yere serilen muşambadan sofralıklar üzerinde, yere bağdaş kurularak yenir. Sofraya önce yaslılar sonrada evin diğer fertleri oturur. Ailenin kalabalığına göre tüm aile fertleri bir arada yiyebildiği gibi, önce erkeklerin sonrada kadın ve çocukların birlikte yedikleri de olur. Misafir bulunan durumlarda da sofraya önce erkekler oturur sonrada sofra kadın ve çocuklar için evin başka bir odasına götürülür. Yemekler aynı kaptan yenir, eksildikçe ilave edilir. Bu durum sofraya oturanlar doyuncaya kadar devam eder. Ekmek her zaman ihtiyaçtan fazla konur. Yemekte bıçak kullanma alışkanlığı görülmemektedir. Sofrada misafir varsa ev sahibi misafir çekilmeden doysa bile sofradan çekilmez.misafire eşlik eder. Sofra kalktıktan hemen sonra semaver getirilerek çay içilir. |













|
T.C. HAKKARİ VALİLİĞİ İL ÇEVRE VE ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ |
